NEFRETLE BAŞLAYAN AŞK+18
READING AGE 18+
Yağmur, eski ve rutubetli evin ahşap pencerelerini döverken çıkardığı o tiz sesle, gecenin kâbus dolu sessizliğini bölüyordu. Küçük odanın köşesindeki yıpranmış koltuğuna büzülmüş olan Derin, ellerini göğsünün üzerinde birleştirmiş, kalbinin gürültüsünü yatıştırmaya çalışıyordu. Kalbi, tıpkı fırtınaya yakalanmış serçe kanadı gibi çırpınıyordu; öyle hızlı, öyle çaresizdi ki nefes almak her geçen saniye daha da zorlaşıyordu. Derin, hayatı boyunca cesur bir insan olmamıştı. Küçük bir yüksek sesle irkilen, karanlıktan korkan, gölgelerin bile kendisini takip ettiğini sanan, çıtkırıldım ve son derece ürkek bir kızdı. Dünyanın sertliğiyle nasıl baş edeceğini asla bilememiş, hep kendi içindeki o kırılgan kabuğun arkasına saklanmayı seçmişti. Fakat şimdi, sığınacağı tek bir kabuk dahi kalmamıştı.Küflü duvar kâğıtlarının üzerindeki soluk çiçek desenlerine dikmişti gözlerini. Zihni, bir saat öncesine kadar duyduğu o korkunç konuşmayı unutmaya çalışsa da her kelime zihnine bir damga gibi kazınmıştı. İçeride, salonun o ağır sigara dumanı kokan havasında, babasının o yalvaran, sefil sesi yankılanmıştı. Babası Salim, yıllardır ruhunu kumar masalarında satan, alkol kokusuyla yoğrulmuş, aileyi aşama aşama yok eden bir adamdı. Derin, babasının borçları yüzünden evdeki eşyaların tek tek satılışına, annesinin kahrından eriyip gitmesine şahit olmuştu. Fakat hiç bu kadar ileri gidebileceğini düşünmemişti. Bir insanın, kendi öz kızını bir kâğıt parçası gibi, masadaki son zarın karşılığı olarak verebileceği aklının ucundan bile geçmezdi."Benim başka hiçbir şeyim kalmadı, Devrim Bey," demişti babası fısıltıyla, titreyen sesi dumanlı odada dağılırken. "Evi satamam, ipotekli. Arabayı zaten aldınız. Elimde bir tek kızım var... Derin. Pırıl pırıldır, masumdur. Borcun hepsini sil, kız senin olsun."Derin, o an odasında kapının arkasına sinmişken duyduğu bu sözlerle dizlerinin üzerine düşmüştü. Soğuk zemin dizlerini yakarken, elini ağzına bastırıp çığlığını boğazına hhapsetmişti. "Kız senin olsun." Tıpkı satılık bir eşya, bir torba kömür ya da ödenmemiş bir faturanın karşılığı gibi. Ama en kötüsü bu değildi. En kötüsü, babasının bu teklifi kime yaptığıydı: Devrim Karadağ.Devrim Karadağ adını bu şehirde duymayan tek bir insan bile yoktu. Yeraltı dünyasının, karanlık işlerin, kanlı hesaplaşmaların ve geçit vermez bir otoritenin adıydı o. Kimse onun yüzüne bakmaya cesaret edemez, geçtiği yerlerde rüzgâr bile sanki fısıldamayı keserdi. Acımasızlığı, soğukkanlılığı ve kurduğu o karanlık imparatorlukla herkesin kabusu haline gelmiş bir adamdı. Ve şimdi, o adamın adamları ve belki de kendisi, birkaç dakika içinde kapıdan içeri girecek, Derin’i bu harabe evden alıp kendi karanlığına sürükleyecekti.Derin’in parmakları elbisesinin eteğini sıkmaktan bembeyaz kesilmişti. Tırnakları etine batıyordu ama duyduğu fiziksel acı, zihnini kaplayan o devasa korkunun yanında hiçbir şeydi. Kapı birden gıcırdadı. Derin sıçrayarak gözlerini yumdu, vücudu o kadar şiddetle titriyordu ki dişlerinin birbirine vurma sesi küçük odada yankılanıyordu.Salondan heavy footsteps — ağır, kararlı ve otoriter adım sesleri gelmeye başladı. Derin gözlerini hafifçe araladı. Odanın kapısı tam olarak açık değildi ama aralıktan salona bakan açıda, kapının eşiğinde duran o uzun, heybetli gölgeyi görebiliyordu. Devrim Karadağ, siyah pahalı kabanı, kusursuz kesim takımı ve yüzünü gölgede bırakan o keskin hatlarıyla salonda dikiliyordu. Odaya adım attığı an, zaten kasvetli olan evin havası bir anda buz kesti. İki yanında iri kıyım, elleri ceketlerinin iç cebinde bekleyen iki adam duruyordu.Babasının sesi bir kez daha duyuldu. Bu ses öyle ezik, öyle tiksindiriciydi ki Derin gözlerini tekrar kapatmak istedi. "İşte... dediğim gibi Devrim Bey. Senetleri yırtarsan, kız senin. Ne istersen yap. Hizmetçin yap, kölen yap... Borç bitsin yeter ki."Devrim Karadağ hemen cevap vermedi. Salonda ağır bir sessizlik oluştu. Sadece yağmurun sesi ve Salim'in hırıltılı nefes alıp verişleri duyuluyordu. Devrim, yavaşça eldivenli eliyle sigarasını çıkardı, yaktı. Dumanı yavaşça tavana doğru üfledikten sonra, sesi bir bıçak kadar keskin ve soğuk bir tonla salonda çınladı:"Sen nasıl bir adamsın Salim? Kendi kanını, kendi canını bir kumar masasındaki zarın bedeli olarak satacak kadar düşebildin mi gerçekten?"Salim kekeledi. "Ben... Ben başka çare bulamadım Devrim Bey. Siz parayı istersiniz, bende para yok. Ama kızım var. Güzeldir, masumdur...""Sus," dedi Devrim. Sesindeki ton değiştirmeyen ama ağırlığıyla insanı ezen o güç, Salim’i anında susturdu. "Senin sefilliğin beni ilgilendirmez. Ama ben verdiğim söze ve aldığım karşılığa bakarım. Senetler yansın istiyorsun, öyle mi?"Devrim arkasındaki adama küçük bir işaret yaptı. Adam koynundan bir dosya çıkarıp masaya, o kirli örtünün üzerine bıraktı. Salim’in gözleri hırsla açıldı. Fakat Devrim Karadağ başını çevirip tam da Derin’in saklandığı odanın kapısına doğru baktı. O karanlık, derin bakışlar sanki ahşap kapıyı delip Derin’in tam kalbine sa
Unfold
Gece, malikanenin devasa duvarlarını daha da ağır bir sessizlikle kuşatmıştı. Dışarıda dinmek bilmeyen yağmur, yüksek camlara vurarak pürüzsüz yüzeylerde ince su izleri bırakıyordu. Derin, kendisine tahsis edilen geniş odanın ortasındaki büyük yatağın kenarına ilişmiş, ellerini dizlerinin arasında sımsıkı kenetlemişti. Üzerindeki saten gecelik o……
Dear Reader, we use the permissions associated with cookies to keep our website running smoothly and to provide you with personalized content that better meets your needs and ensure the best reading experience. At any time, you can change your permissions for the cookie settings below.
If you would like to learn more about our Cookie, you can click on Privacy Policy.
Waiting for the first comment……