İÇİMİZDE KALAN SAVAŞ
READING AGE 18+
Oğuzhan Karadağ, yıllardır görevde olan, duygularını bastırmayı öğrenmiş bir askerdir. Hayatını disiplin, sorumluluk ve susarak ayakta kalmak üzerine kurmuş, geçmişiyle yüzleşmemeyi seçmiş ve yalnızlığı kendisi için güvenli bir alana dönüştürmüştür. Umay Özçelik ise çocukken kaçırılmış, hayatta kalmış ama içinde hâlâ o gecenin izlerini taşıyan bir kadındır. Kaçmayı seçmiş, yollarda yaşayan, kimseye tutunmayan bir hayat sürmektedir. İkisi birbirini aramadan, planlamadan, tesadüfen karşılaşır; ama bazı karşılaşmalar tesadüf değildir. Oğuzhan için Umay, ilk defa koruyamadığı bir gerçektir. Umay için Oğuzhan, ilk defa kaçamadığı bir insandır. Bu hikâye sadece bir aşk hikâyesi değil; iki yaralı insanın, birbirini iyileştirmeden önce kendileriyle yüzleşmek zorunda kaldıkları bir hayatta kalma hikâyesidir. Silahlar susar, görev biter ama travma bitmez ve bazı savaşlar kalpte verilir.
^^^^^^
Kapıya doğru yürürlerken Umay’ın adımları iyice dengesizleşmişti. Başta fark ettirmemeye çalıştı ama birkaç adım sonra topukları takıldı, vücudu öne doğru savruldu. Tam düşecekken biri kolundan Oğuzhan yakaladı. Refleksle çekmişti. Umay’ın beli elinin altındaydı. Birkaç saniye öyle kaldılar. Umay başını kaldırdı. Sarhoşluğun verdiği o bulanık bakışların içinden onu gördü.Göz göze geldiler.Müzik uzaktan geliyordu. Kalabalığın sesi boğuktu. İkisi için zaman bir an durmuş gibiydi.Oğuzhan’ın eli hâlâ belindeydi. Umay’ın nefesi düzensizdi. Gözleri kızarmıştı. O an içinden geçen her şey, sarhoşluğun verdiği o filtresiz hâlle yüzüne vuruyordu.Bir süre sadece baktı.Sonra dudakları aralandı.“Senden nefret ediyorum…” dedi fısıltıya yakın bir sesle. Ses titremiyordu. Ama içi titriyordu.Oğuzhan’ın yüzü bir an sertleşti. Ama elini çekmedi. Hâlâ düşmesin diye tutuyordu. Gözleri onun gözlerinden hiç ayrılmadı.“ Nefret Et,” dedi sakin ama ağır bir sesle. “Haklısın.”
Umay’ın kaşları hafifçe çatıldı. Böyle bir cevap beklemiyordu.“Geç kaldım,” diye devam etti Oğuzhan. Sesi kısılmıştı. “Seni anlamakta… seni dinlemekte… seni tanımakta.”Umay’ın gözleri dolmaya başladı ama sarhoşluğun arkasına saklanıyordu.“Şimdi mi anladın?” dedi acı bir gülümsemeyle. “Şimdi mi fark ettin?”Oğuzhan bir an gözlerini kapatıp açtı.“Evet,” dedi. “Şimdi.”Bu kadar net söylemesi Umay’ı daha çok sarstı. Bir adım geri çekilmek istedi ama dengesini kaybetti. Oğuzhan refleksle onu tekrar kendine çekti.Aralarındaki mesafe tamamen kapandı.Umay başını hafifçe yana çevirdi.“Bırak,” dedi kısık bir sesle. “Bırak düşeyim.”Oğuzhan’ın sesi bu kez biraz daha sert çıktı.“Hayır.”Umay tekrar baktı ona. Gözleri doluydu artık.“Niye?” diye fısıldadı. “O zaman da bırakmıştın.”Bu cümle Oğuzhan’a çarptı.Bir an konuşamadı. Çenesi gerildi. Nefes aldı.“Bir daha bırakmam,” dedi sonunda, çok alçak bir sesle.Umay bu cümleyi duyunca gözlerini kaçırdı. Dudakları titredi ama ağlamadı. Sadece başını eğdi.“Geç kaldın…” diye mırıldandı.Ve o an, sarhoşluğun da etkisiyle başını istemeden Oğuzhan’ın omzuna yasladı. Sanki vücudu artık tutunacak bir yer arıyordu.Oğuzhan kıpırdamadı.Sadece durdu.Ve ilk defa, gerçekten korktuğunu hissetti.
******
Göğüsleri her solukta temas edip ayrılıyordu. “Bunu sen istedin,” dedi kısık, titrek bir sesle. Umay’ın cevabı beklemek değildi. Kalçalarını ona doğru bastırdı. O an tempo yeniden yükseldi. Yatak sarsıldı. Nefesler düzensizleşti. Umay’ın sesi artık bastırılmıyordu. Her “durma” fısıltısı Oğuzhan’ın hareketlerini biraz daha hızlandırdı. Ama bu kör bir sertlik değildi. Bu, iki insanın aynı anda kontrolü bırakmasıydı. Oğuzhan’ın eli Umay’ın belinde sıkıydı ama bilinçliydi. Her tepkisini hissediyor, her titremesini okuyordu. Umay geri çekilmiyordu. Aksine ona doğru daha çok yaklaşıyordu. “Bana bak,” dedi Oğuzhan. Umay gözlerini açtı. O an aralarındaki bağ sadece bedensel değildi. Bu bir yanma anlaşmasıydı. Tempo arttı. Daha hızlı. Daha yoğun. Daha nefessiz. Umay’ın sesi kırıldığında Oğuzhan da kendini bıraktı. Birlikte yükseldiler. Sert değil. Ama sarsıcı. Kontrolün son çizgisinde. Çözülme anında Umay’ın parmakları omuzlarına gömüldü. Oğuzhan onu göğsüne bastırdı. Hâlâ nefes nefeseydiler. “Bir daha durma deme,” dedi Oğuzhan. Umay hafifçe gülümsedi, dudakları hâlâ aralıktı. “Durma.” Ve o bakış… Tempo artık düşünerek ilerlemiyordu. Refleks olmuştu. Umay’ın elleri Oğuzhan’ın sırtındaydı. Parmak uçları istemsizce kasılıyor, tırnakları hafifçe deriye gömülüyordu. Her hızlanışta omuzları titriyordu. “Durma…” dedi yine ama bu kez sesi kırıldı. Oğuzhan bunu duydu. Ve hissetti. Umay’ın bedeni altında hafif hafif sarsılmaya başlamıştı. Nefesi düzensizleşmişti. Göğsü hızlı hızlı yükselip iniyor, kalp atışı göğsüne çarpıyordu. Oğuzhan alnını alnına bastırdı. Nefesleri karıştı. Sıcak. Hızlı. Kontrolsüz. “Bak bana,” dedi. Umay gözlerini açtı ama odaklanmakta zorlanıyordu. Dudakları aralıktı. Her nefes alışında göğsü titriyordu. Oğuzhan tempo değiştirdi. Biraz daha derin.....
Unfold
İstihbarat binasının o her zamanki ciddi havası o gün garip bir şekilde fazla sakindi ve bu sakinlik aslında bir şeylerin döndüğünün en büyük işaretiydi; Umay masasının başında oturmuş dosyaya bakıyordu ama aklı orada değildi, artık tamamen istihbaratta çalışıyordu, bu onun mesleği olmuştu ama bugün içindeki huzursuzluğu açıklayamıyordu, tam o s……
Dear Reader, we use the permissions associated with cookies to keep our website running smoothly and to provide you with personalized content that better meets your needs and ensure the best reading experience. At any time, you can change your permissions for the cookie settings below.
If you would like to learn more about our Cookie, you can click on Privacy Policy.
Waiting for the first comment……