Eylül ayının o en vakarlı, en arınmış ve en lekesiz ortası gelip çattığında, İstanbul nihayet o kavurucu yaz tortularını tamamen üzerinden atmış, Kuzguncuk sırtlarına o asil sonbahar serinliğini üflemeye başlamıştı. Boğaz’ın suları, eylül güneşinin altın sarısı ışıkları altında dipsiz, parıltılı bir laciverte bürünürken; o iki katlı tarihi ah……
Dear Reader, we use the permissions associated with cookies to keep our website running smoothly and to provide you with personalized content that better meets your needs and ensure the best reading experience. At any time, you can change your permissions for the cookie settings below.
If you would like to learn more about our Cookie, you can click on Privacy Policy.
Waiting for the first comment……