Geçmiş zaman
Share:

Geçmiş zaman

READING AGE 18+

Yeliz Science Fiction

0 read

Üç yaşında evlatlık verilen bir kız.Kendi kanını bile tanımadan büyüyen bir melez.On beş yaşında onu kaybeden bir vampir.Yüzyıllar boyunca aynı yüzü, aynı kanı arayan bir gölge.Onu bulmak bir mucize değil.Bir felaket.Çünkü kızın kanı,unutulması gereken bir geçmişi uyandırır.Ve vampirin sakladığı sır,yalnızca onu değiltüm dengeleri yok edecek kadar karanlıktır.Bazı aşklar zamanla güçlenir.Bazıları ise zamanı yakar.Geçmiş Zaman,kaçsan da peşini bırakmayan bir kaderin hikâyesi.— (y)
Karakter tanıtımı/rutin hayat
Elis’in hayatı sabah altıda uyanmakla başlardı.
Kasaba henüz uyanmamış olurdu. Sokaklar sessiz, evler uykudayken Elis mutfağa iner, çayı ocağa koyardı. Yaşlı evlerin sessizliği, ona çocukluğundan beri tanıdık gelirdi. Çünkü Elis hiçbir zaman kalabalık bir hayata ait olmamıştı.
Üç yaşındayken bu eve gelmişti.
Bunu kendisi hatırlamazdı; annesi saydığı kadın anlatırdı hep.
“Kapının önünde duruyordun,” derdi.
“Korkmuyordun. Sanki zaten buraya aitmişsin gibi.”
Elis yirmi dört yaşındaydı.
Kasabanın küçük marketinde çalışıyor, akşamları eve dönüp yaşlı annesine ve babasına bakıyordu. Onlar onun dünyasıydı. İlaç saatleri, yemek vakitleri, tekrar eden cümleler… Elis’in günleri birbirine benzerdi ama hiç şikâyet etmezdi.
Aynaya her baktığında kendini biraz yabancı hissederdi.
Beyaz teni, siyah saçları… Kasabadaki kimseye benzemiyordu.
Ama kimseye bunu söylemezdi.
Bazen geceleri uyanırdı.
Nedensiz bir huzursuzlukla.
Kalbi hızlı atar, sanki bir şey… onu çağırırdı.
Yaşlı babası o gün yine aynı soruyu sordu:
“Annen ne zaman gelecek?”
Elis cevap verdi.
Her zaman verdiği gibi.
Yumuşak, sabırlı ve yorgun bir sesle.
Hayatı buydu.
Sessiz, sıradan ve değişmez.
En azından Elis öyle sanıyordu.
O, geçmişin bir gün kapısını çalacağını bilmiyordu.
Ve bazı insanların,
asla unutulmadığını…
Orman ona aitti.
Sis, Varen gelmeden dağılmazdı.
Ağaçlar rüzgârla değil, onun varlığıyla eğilirdi.
Karanlık bir mekân değildi orası;
karanlığın yaşadığı bir yerdi.
Varen ormanın içinde yaşardı.
Taştan, zamandan ve kandan yapılmış bir varlığın ortasında.
Etrafında ona itaat eden yaratıklar vardı.
İsimleri yoktu.
Sadece boyun eğmeyi bilirlerdi.
Vahşi köpekler ormanın sınırlarında dolaşırdı.
Dişleri kanlıydı ama asla zincirlenmezlerdi.
Çünkü Varen’in hükmü, zincire ihtiyaç duymazdı.
Vampirler ondan korkardı.
Ama korkudan fazlası vardı o bakışlarda:
kabul.
Zamanla en güçlüsü oldu.
Kanla değil, sabırla.
Bağırarak değil, susarak.
Kimse ona “üstün” demedi.
Buna gerek yoktu.
Varen oradayken, herkes yerini bilirdi.
Ve tüm bu karanlığın içinde,
onu yıkacak olan şey
bir savaş değil,
bir kız olacaktı.
Elis.
BÖLÜM 1 – FIRTINANIN GETİRDİĞİ
(Elis’in ağzından)
Hava aniden bozdu.
Kasabada yağmur her zaman yağardı ama bu… başka bir şeydi.
Rüzgâr yönünü sertçe değiştirdi, gökyüzü bir anda karardı.
Eve giden yolu iyi bilirdim ama o gün adımlarım beni dinlemedi.
Çamurun içinden geçerken yanlış sapağı fark ettiğimde artık çok geçti.
Orman…
Hiç bu kadar sessiz olmamıştı.
Kalbim durduk yere hızlandı.
Sanki biri, beni çok önceden bekliyordu.
Yağmur şiddetlendi.
Arkamdan bir ses geldi.
Sonra bir tane daha.
Koşmak istedim.
Ayaklarım bana ihanet etti.
Onları gördüğümde çığlık atamadım.
İnsana benzemiyorlardı.
Ama hayvana da…
Ellerimden tuttular.
Kaçmadım.
Nedense kaçmam gerektiğini hissetmedim.
Beni sürüklemediler.
Götürdüler.
Sis, yolu yuttu.
Ağaçlar sıklaştı.
Ve sonunda… şato.
Taştan, karanlıktan yapılmış gibiydi.
Ama en korkutucu olan bu değildi.
Oraya aitmişim gibi hissetmemdi.
Kapılar açıldığında fırtına bir anlığına sustu.
Ve içeri adım attığımda,
onu gördüm.

(Yazar ağzından)
Varen, salonun ortasında duruyordu.
Sis, şatonun içine kadar girmişti ama ona dokunmuyordu.
Vahşi köpekler kapının önünde çöktü.
İsimsiz yaratıklar başlarını eğdi.
Genç kadın başını kaldırdığında, Varen ilk kez nefesini tuttu.
Bu… o değildi.
Olamazdı.
Ama kan…
kan yalan söylemezdi.
“Adın ne?” diye sordu Varen, sesi sakin ama kesindi.
“Elis,” dedi kız.
Sanki bu isim ona ait değilmiş gibi.
Varen’in yüzünde en ufak bir değişim olmadı.
Sadece bakışları karardı.
Elis.
Bu isim dünyada binlerce kişiye aitti.
Aradığı tek kişi olamazdı.
“Buraya nasıl geldin?” diye sordu.
“Elimden alındı,” dedi Elis.
“Fırtına vardı.”
Varen başını hafifçe yana eğdi.
Fırtına…
Elbette.
“Gitmene izin verilecek,” dedi.
“Ama bu ormana bir daha girmeyeceksin.”
Elis konuşmadı.
Çünkü içindeki bir şey, gitmek istemiyordu.
Varen ise farkında olmadan,
yüzyıllardır kaçtığı geçmişe
ilk kez bu kadar yaklaşmıştı.
Ve henüz bilmiyordu:
Karşısındaki kadın,
aramaktan vazgeçmediği kızdı.
Varen kapıya doğru döndü.
“Fırtına dinmeden gidemezsin,” dedi.
Sesi bir emir gibi değildi.
Bir gerçeğin kabulü gibiydi.
Elis cevap vermedi.
Gitmek istemediğini söyleyemediği gibi,
kalmak istediğini de itiraf edemedi.
Şatonun taş duvarları soğuktu ama içi…
garip bir şekilde tanıdıktı.
“Misafir odası hazırlanacak,” dedi Varen yaratıklara.
Gözleri Elis’ten ayrılmadan.
Yaratıklar sessizce çekildi.
Köpekler kapının önüne uzandı.
Fırtına camlara vurduğunda, şato yerinden kıpırdamadı.
Elis yalnız bırakıldığında kalbinin hâlâ hızla attığını fark etti.
Korkudan değildi bu.
Daha kötüsüydü.
Tanıdıklık.

Unfold

Tags: love-triangleHEdramabxgkickingvampirecityhigh-tech world
Latest Updated
Konu 2

Öğle vakti geldiğinde şato her zamankinden daha sessizdi. Eğitim alanındaki karmaşadan sonra her şey sakinleşmiş gibiydi ama bu sakinlik, fırtına öncesi sessizlikti.

Elis büyük yemek salonuna girdiğinde Varen çoktan oradaydı. Masanın başında oturuyordu. Önünde bir tabak vardı ama dokunmamıştı.

Bakışları farklıydı……

Comment

    Navigate with selected cookies

    Dear Reader, we use the permissions associated with cookies to keep our website running smoothly and to provide you with personalized content that better meets your needs and ensure the best reading experience. At any time, you can change your permissions for the cookie settings below.

    If you would like to learn more about our Cookie, you can click on Privacy Policy.