Kitapsever
Reads
"Dikkat!! +25 sahneler olacaktır. Ona göre okumanız tavsiye edilir! BİR DİYET, İKİ İNFAZ, TEK BİR MÜHÜR..."Sahra Şahsuvar için hayat, sevdiği adamın buklelerini okşadığı o rüyadan ibaretti. Ta ki abisinin işlediği günahın bedeli, onun boynuna bir kurban bıçağı gibi dayanana kadar.O, Karadağ konağına bir gelin olarak değil, bir diyet olarak girdi. Karşısında ise merhameti öfkesinde boğulmuş, kalbi taşlaşmış bir cellat vardı: Hazar Karadağ.Sahra, "Beni bırak!" diye haykırırken; Hazar, genç kızın masumiyetini bir mühür gibi tenine kazıdı. Şimdi kaçacak bir yer, sığınacak bir gölge kalmamıştı. Sahra’nın tek dayanağı olan Mirza’nın hayali, Hazar’ın dudaklarından dökülen o zehirli gerçekle sarsılıyordu:"Sen artık o Mirza’nın sevdiği masum kız değilsin Sahra. Sen, Karadağların mühürlü gelinisin!"İhanetle kutsanmış, nefretle mühürlenmiş bir aşkın küllerinden doğmaya hazır mısınız?
Updated at
Reads
Çok detaylı +18 sahneler olacaktır. Ona göre okuyunuz… Bir yanda en yakın arkadaşı ve sevgilisinin ihanetiyle dünyası başına yıkılan, intikam ateşiyle yanarken hayatının en sakar ama en cesur hatasını yapan Karaca...Diğer yanda geçmişindeki sırlarla örülü, hayatında aşka yer olmayan ve kendini "asla baba olamayacak bir kısır" olarak bilen, ülkenin en güçlü, en soğuk CEO'su...Tek bir gece, loş bir oda ve geride bırakılan dumanlı hatıralar...Altı yıl sonra, bembeyaz gömleğindeki reçel lekesiyle holding binasına koşan Karaca, kendisini mülakatsız işe alan o gizemli patronun odasına girdiğinde kaderin en büyük oyununa bastığını bilmiyordu. Birbirlerinin yüzüne bakıp "Ben bu yabancıyı nereden tanıyorum?" diye sormaya başladıklarında, aralarındaki o yavaş yavaş harlanan tehlikeli çekim holding duvarlarını aşacaktı.Ancak altı yıl öncesine ait o karanlık gecenin tek sırrı, zihinlerden silinen o yüzler değildi. Zaman, ikisinin de asla tahmin edemeyeceği, geri dönüşü olmayan kilitli kapılar ardında çok daha büyük bir oyun hazırlamıştı. Şimdi, aynı çatı altında birbirlerine meydan okurlarken, o lanetli geçmişin külleri hangisini önce yakacaktı? Sakar bir sekreter, kusursuz bir imparatorluğu tek bir sırla yerle bir edebilir miydi?
Updated at
Reads
"Ben senin sadece kocan değil, seni para karşılığında satın alan sahibinim. Bu odada töre susar, sadece benim sesim ve senin iniltilerin yankılanır!" Dilan için hayat, babasının ağzından çıkan iki kelimeyle son bulmuştu: "Verdim gitti." Kendi öz yuvasında bir hizmetçi gibi ezilen genç kız, bilmediği bir cehenneme, Urfa’nın en korkulan adamı Baran Miroğlu’na bedel olarak gönderildi. Ancak onu bekleyen cellat, beklediği gibi biri değildi. Tekerlekli sandalyesine hapsolmuş ama heybetiyle dünyayı titreten, öfkesiyle yakan, arzusuyla yıkan bir adam vardı karşısında. Miroğlu konağının o sağır duvarları, o gece sadece bir nikaha değil, sınırları zorlayan bir şehvet savaşına tanıklık edecekti. Baran, bacaklarındaki cansızlığın intikamını Dilan’ın taze teninden, masumiyetinden ve çığlıklarından alacaktı. "Dizlerinin üzerine çök Dilan! Bakireliğini kanıtlaman yetmez; bu gece her zerrenle bana ait olduğunu, sakat bir adamın seni nasıl dize getirebileceğini öğreneceksin. Soyun ve sadece sahibini izle..." Kırmızı ipeklerin teni yaktığı, ellerin hoyratça sahiplendiği, nefeslerin haram bir tutkuyla birleştiği o karanlık odada; Dilan ya bu yakıcı şehvete teslim olacak ya da bu karanlıkta yok olup gidecekti. Törenin kanlı gölgesinde, sakat bir ağanın doyumsuz arzularına kurban giden bir kadının hikayesi...
Updated at
Reads
Yeni bir okul, yeni bir başlangıç… Mira için her şey tam da böyle başlamalıydı. Hayalini kurduğu okulun kapısından içeri adım attığı ilk gün, umutlarıyla birlikte geçmişinden kaçabileceğini sanıyordu. Ama bazı karşılaşmalar vardır; kaderin inadına, ilk bakışta her şeyi altüst eder. Bir sınıf, bir bakış, bir tartışma… Ve hiç tanımadığı ama sanki hayatına çoktan dâhil olmuş biri: Merih. Gururla öfkenin, cesaretle inatçılığın çarpıştığı bu hikâyede; güç dengeleri, yanlış anlaşılmalar ve bastırılmış duygular gün yüzüne çıkıyor. Mira, bu okulda sadece derslerle değil; kendisiyle, geçmişiyle ve hiç beklemediği duygularla da yüzleşmek zorunda kalacak. Peki bazı kavgalar gerçekten nefret mi doğurur… Yoksa en derin bağlar, en sert çatışmaların içinden mi çıkar? Lise kurgusu sevenler için🥰💕 Not: Bölümler her pazar gelecektir.🦋
Updated at
Reads
"Bazı tenler birbirine dokunmak için değil, birbirini yakıp kül etmek için yaratılmıştır." Mardin’in kavurucu sıcağında pınardan su taşıyan o masum sucu kızı, aslında Serhat Ağa’nın en tehlikeli sınavı olacaktı. Zeynep Rozerin, üzerindeki o kan kırmızısı fistanla sadece bir düğün meydanını değil, bir adamın dindirilmez açlığını da ateşe verdi. Karanlık bir samanlıkta, tozlu balyaların arasında Serhat Ağa’nın nasırlı elleri tenime mühürlenirken, dudaklarından dökülen her kelime bir vaatti: "Öyle iştah açıyorsun ki Rozerin... Buradaki herkesin içinde seninle birlikte olmamak için kendimi zor tutuyorum!" Yasak bir arzu, teni yakan bir nefes ve geri dönüşü olmayan bir teslimiyet... Rozerin, o gece kırmızı dantellerinin altında sadece vücudunu değil, tüm geleceğini de Serhat Ağa’nın insafına bıraktı. Serhat’ın vahşi dokunuşları, Rozerin’in süt beyazı teninde bir mühür gibi gezinirken; bu gece ya bir aşkın doğuşu ya da bir kadının en şehvetli yıkımı olacaktı. "İstediğini söyle Rozerin... Söyle ki tenin tenime çarptığında sadece Mardin değil, tüm dünya bu günahı duysun!" 🥀 Şehvetin, ihtirasın ve törenin sınırlarında dolaşan, nefes kesici bir hikaye.
Updated at
Reads
Küçük bir beşik başında verilen bir söz, yıllar sonra iki yabancının kaderine mühür vurmuştu. Alya, rüzgârla savrulan yapraklar gibi özgürlüğüne tutunmaya çalışırken, Mert, duvarlar örerek kalbini herkese kapatmıştı. İkisi de bu evliliği istemiyordu. İkisi de kaderlerine başkaldırıyordu. Ama kader, öyle ince bir ağ örmüştü ki, ne kadar direnseler de birbirlerinin gözlerinde kendi yarım kalan hikâyelerini buluyorlardı. İstemeden atılan her adım, içlerinde biriken duyguları usulca büyütüyordu. Zoraki başlayan bir yolculuk, kalpten kalbe açılan en gerçek köprüyü kurabilir miydi? Bazı aşklar, en sert direnişlerin ardından filizlenir… Tıpkı kalbinde sakladığın o gizli sevda gibi.
Updated at
Reads
Aysel ablanın yönlendirdiği odaya yöneldim. Oda gayet güzel ve düzenliydi. Oda da koyu tonlar hakimdi. Yerleştirilmesi gereken sadece kitaplar kalmıştı. Kutudaki kitapları çıkarıp kitaplığa dizmeye başladım. Kitapların sahibi kimse gerçekten okumayı seviyordu. Elime aldığım kitap Oğuz Atayın tutunamayanlar kitabıydı. Kitabın kapağını açtığımda çizili cümleye kaydı gözüm. Şöyle yazıyordu. “ şu anda sana güzel bir söz söyleyebilmek için on bin kitap okumuş olmayı isterdim” dedi. “Gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek. Seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda”. Cümlenin güzelliği ile tebessüm ettim. Arkadan gelen sen kimsin sesi ile irkildim. Kitap elimden yere düştü. Telaşlı bir şekilde düşen kitabı almak için yere eğildim. Benimle birlikte o çocukta kitabı almak için yere eğildi. Aynı anda kitabı tuttuk ve birbirimize baktık. Bu da neydi bana bakan gözler yeşilin kaç farklı tonunu barındırıyordu..
Updated at
Dear Reader, we use the permissions associated with cookies to keep our website running smoothly and to provide you with personalized content that better meets your needs and ensure the best reading experience. At any time, you can change your permissions for the cookie settings below.
If you would like to learn more about our Cookie, you can click on Privacy Policy.