Mira Veyn Yazar
Reads
Karadeniz’in karanlık sularında saklı kalan şey sadece fırtınalar değildir; bazen bir adamın kalbinde yıllarca büyüyen öfke, kırgınlık ve yarım bırakılmış bir aşk da o dalgalar kadar acımasız olur. Manolya gittiğinde, ardında sadece bir adam bırakmadı; inancını yitirmiş, sevilmenin zayıflık olduğuna inanan ve kalbini susturmayı öğrenen bir adam yarattı. Şahin, o günden sonra kimseye ait olmadı. Ne geçmişe döndü ne de geleceğe umut bağladı. Sadece bekledi… Çünkü bazı hesaplar aceleye gelmez, en doğru zamanda, en derin yerden alınır. Yıllar sonra yolları yeniden kesiştiğinde, Manolya artık onun sevdiği kadın değildi; geçmişin hatası, yarım kalan bir cümlenin en acı kelimesiydi. Ama asıl acı olan şuydu: Şahin onu hâlâ tanıyordu. Ve Manolya… hâlâ onun içinde kaybolabilecek kadar zayıftı. Aynı evin içinde, aynı sessizliğin içinde nefes alırken, her bakış geçmişi kanatıyor, her yakınlık unutulması gereken duyguları yeniden diriltiyordu. Şahin’in kalbi affetmeyi reddederken, bedeni Manolya’ya yaklaşmaktan vazgeçemiyordu. İntikam, onun için bir son değil, bir yoldu. Ama o yolun sonunda kimin yanacağını artık kimse bilmiyordu. Çünkü bazı kadınlar unutulmaz… Bazı adamlar affetmez… Ve bazı aşklar, ne kadar derine gömülürse gömülsün, yeniden ortaya çıktığında her şeyi yakacak kadar güçlü olur. Ve o gece geldiğinde… Fırtına sadece denizde kopmayacaktı. Çünkü bazı aşklar… Sevmek için değil, mahvetmek için geri döner. Peki ya gerçekler başkaysa? Ya affedemeyen aslında af dilenecek olan suçluysa? İntikam isterken en büyük günahının altında ezilmek için yürüyorsa bilmeden? Manolya ya onun dediği gibi sadece gitmediyse?
Updated at
Reads
Bir gelinlik… Bir oda… Ve iki yabancı beden arasında kıvılcımlanan yasak bir çekim. Gonca, kâğıt üzerinde karısı olduğu adamın bakışlarında ne sevgi ne de şefkat bulur. Toygar için bu evlilik bir zorunluluktur; dudaklarından dökülen her kelime, Gonca’yı itmek için seçilmiş gibidir. Ama inkâr edilen her şey gibi, bastırılan arzu da sessizce büyür. Aşağılayan sözlerin ardında titreşen bir gerilim vardır. Dokunulmayan her ten, daha çok hisseder. Yaklaşılmayan her beden, daha çok çağırır. Gonca geri çekilen, susan bir kadın değildir. Toygar’ın sertliğine karşı dik durur; bakışlarıyla meydan okur, sözleriyle sınırları zorlar. Bu evlilikte sadece iki soyadı değil, iki inat, iki ateş ve iki yaralı ruh çarpışır. Bu bir aşk hikâyesi değil… Henüz. Bu; nefretle başlayan, arzuyla sınanan ve dokunulmadıkça daha da tehlikeli hâle gelen bir yakınlığın hikâyesi. Bir adım… Bir bakış… Ve geri dönüşü olmayan bir temasın eşiğinde duran iki insan.
Updated at
Reads
Telefonun ucundaki arkadaşına verdiği sözü tutmak için yıllar sonra çıktığı yol, Dağhan Yasari'nin kaderini değiştirecekti. İstanbul'un gölgesinde hüküm süren, sözü kanun sayılan bir adamdı o. Merhameti kadar öfkesi de ağırdı. Verdiği emir sorgulanmaz, karşısına çıkan ikinci bir şans bulamazdı. Hayatında hiçbir kadına ikinci kez dönüp bakmamıştı. Ta ki o düğün gecesine kadar... Horonun ritmiyle omuzlarını usulca titreten, bordo takım elbisesi içinde gamzeleriyle gülen bir kadın, kalabalığın arasında tek başına bütün dikkatini üzerine çekti. Adı Ceylan'dı. Geçmişini sırtında taşıyan, yaralarını kimseye göstermemeyi öğrenmiş, hayatla sessizce savaşan bir kadın... Dağhan ise ilk kez bir kadının sadece güzelliğine değil, gözlerinin ardında sakladığı acıya tutulmuştu. Fakat bu hikâye yalnızca bir aşk hikâyesi değildi. Biri İstanbul'un korkulan aslanı... Diğeri Ordu'nun yaralı ceylanı... Aralarında beş yıllık yaş farkı, kapanmamış yaralar, sırlarla örülü bir geçmiş ve onları ayırmaya yemin etmiş insanlar vardı. Peki, geçmişinden kaçan bir kadın yeniden sevmeyi başarabilir mi? Kalbinin etrafına duvarlar ören bir adam, aşk uğruna ilk kez diz çöker mi? Ve en önemlisi... Yaralı bir ceylan, İstanbul'un aslanına gerçekten yaren olabilir mi?
Updated at
Reads
Midran… Törenin kaderle, suskunluğun itaatle ölçüldüğü bir ilçe. Midran’ın en büyük aşiretine sahip olan ağa, soyunu sürdüremediği için ikinci bir gelin almak zorunda kalır. Köyden seçilen bu genç kız, bir eşten çok bir umut olarak konağa getirilir. Adı Elminadır. Elmina, gelin geldiği konakta bir adamın karısı, başka bir kadının gölgesi olur. Kısır olduğu için kenara itilen ilk kadın ise bu evde hâlâ söz sahibidir. Elmina, sevilmekle nefret edilmek arasında, itaatle direniş arasında sıkışıp kalır. Bu bir aşk hikâyesi değildir. Bu, bir kadının kuma olarak hayatta kalma mücadelesidir. Sessiz bakışlar, bastırılan arzular, gecenin içinde fısıldanan kaderler… Midran’da gelin olmak, bazen yaşamaktan çok dayanmaktır.
Updated at
Reads
Dört kafadar. Çocukluktan gelen dostluk ve büyüdükçe büyüyen dertler. Hayat hep daha fazlası olur mu dendiği anda fazlasını verir ya bazen. Bu dörtlü içinde aynısı olacaktı. Yine en olmadık zaman da en olmadık işlerin baş kahramanları olup kabağın başlarında patlamasına kedi yavrusu gibi bakacaklar. Siz hiç belanın geliyorum dediğini duydunuz mu? Onlar için bela üç gün önceden sinyal verip öyle geliyordu. *** "O herife tabaktaki tavuğu bütün yedirmeli üstüne sazan balığı ile göbek attırmalıydım." "Manyak ya resmen dişimi uyuşturmadan oydu pörtlek gözlü." "Neymiş efendim o White Chocolate Moka olmazsa kendine gelemezmiş. Midilli kılıklı şey." "Beni düşündüğü için erken çıkmamı sağladı. Çok romantik ya." Ve üçü birden dönüp hülyalı hülyalı denizi seyreden kıza bakarak bağırdı. "Neyhhhh!" Onlar böyleydi. Erkek Fatma... Aşk kadını... Sert kaya... Uslanmaz romantik... Garip bir soygun, çekişmeyle ilerleyen aşk ve başa bela tefeci... Hadi çık işin içinden çıkabilirsen.
Updated at
Reads
Adı gibi kara olan denizin dalgaları kıyıdaki kayaları döverken üzerinde gelinliği öylece uçurum kenarında oturan kişi Aslı’ydı. Babasının son arzusuydu Yavuz Tunalı ile evlenmesi. Lakin yaşlı adamın bilmediği şey kızını kendi elleri ile dikenli bir gül bahçesinin içine attığıydı. “Bu evliliği neden kabul ettim biliyor musun?” “Neden?” “Babam için. Şimdi o yok. Evliliği sürdürmeme gerek de yok.” “Aslı.” Bakışlarını adamdan kaçıran genç kız odadan çıkarken “İmzala şunları da anlaşmalı bitirelim bu işi çünkü ben korkak bir adama kadınlık etmem. Hele hele bundan böyle soy adını hiç taşımam.” dediğinde kapıyı ardından kapadı. Geride kalan Yavuz ise gözlerinde yanmaya başlayan ateşin gölgesi altında hırsla kağıdı buruşturdu. “O iş o kadar kolay değil efulim.” Aslı ise merdivenleri inerken homurdandı. “guli perxuli”
Updated at
Reads
Bahrimil de kızların kaderi kendi elleriyle değil, başkalarının sözüyle yazılırken bir söz daha verildi. O sözle bir kız daha defa edildi. Elvan, iki ailenin arasındaki arsa davasının kana dönmemesi için feda edilirken Karanşah ailesinin ağası Aras Karanşah’a eş gitti. Kimse bilmiyordu ama ölüm onun ensesinde kol geziyordu. Yeniden sözler söylendiğinde bu defa hüküm Elvan’ın kardeşi Nehir için verilmişti. Ölüm döşeğine düşen kadın, ömrünün son anlarında öz kardeşinin üzerine kuma gelmesine şahit olurken taşlar yerinden bir bir oynuyordu. Demirsoy'ların küçük kızı Nehir ablasının kocasına kuma gideceğini öğrendiğinde yıkıldı. İsyan etti. Reddetti. Ölürüm dedi de kimse onu dinlemedi. Odasına yediği dayak sonrası kapatıldığında yere diz çöküp taş zemini yumrukları ile döverken yemin etti. Her sözü bir kırbaç gibiydi. Hava da sertçe şaklıyor resmen zamanı kesiyordu. “Ablamın ölüsü topraktan çıkıp yanıma gelse bile, bu kalbi o adama açmayacağım. Onu kalbime koymayacağım. Yasak ettim kendime… Yemin ettim.” Töre onu Aras’a bağladı; Nehir ise kalbini Aras’tan mühürledi. Ama Karanşah Konağı’nda nefretle sınanmak kolay aynı çatının altında kalbi diri tutmak zordur. Aras Karanşah, yükünü öfkeyle taşıyan bir adamdı. Nehir ne kadar uzak durursa dursun ne kadar nefret dolu bakarsa baksın, her geçen gün töre değil, kalbinin kendisi sınamaya başladı onu. Bir konakta iki yürek... Bir yemin, bir töre, bir yasak kader. Ve en acı soru dudaklardan dökülürken herkes suskun. “İnsan kalbi bir kez yemin ettiğinde o yemini diri tutabilir miydi?” KUMANIN YEMİNİ Nefretle başlayan, töreyle mühürlenen ama kalbin sınavından asla kaçamayan iki insanın hikâyesi.
Updated at
Reads
O vekillerle kıyılan nikahı diğer odada beklerken kocasının Cihangir olacağını düşünüyordu. Öyle demişlerdi. İstemede birkaç saniyelik de olsa gördüğü oydu. Nereden bilebilirdi ki gerdek odasının kapısı açıldığında içeri elinde bastonu üzerinde takım elbisesi CEVAHİR'in gireceğini. Sol kolu ve bacağı engelli Cevahir ona doğru yürürken işittiği tek şey "Soyun ve uzan İnci"ydi. Kaçmak istediğinde ise kolundan tutuldu ve kulağına "Sen benim karımsın. Bakıcımsın. Kölemsin. Büyük oyunun küçük piyonu İnci. Canımı sıkma yatağa gir beni bekle." Dendi. Yutkunmak mı? İmkansızdı. Sırlar, her zaman saklı mı kalır? Geçmiş geleceğe ayna mıdır yoksa o geleceğin katili midir? Cevahir içinde düştüğü çukurda debelenirken düştüğü tuzağın getirisi olarak kaybettiği karısına ulaşma çabası içindeydi. Hep yalnış yerlerde aramıştı. Yalnış insanların kafalarında birer mermi deliği açmıştı. Geçen her gün ona İnci’nin kıymetini daha beter gösterirken en son gördüğü an göz bebeklerine işlenmişti. İnci ise hem geçmişin karanlığı ile hem de kocasının anlık hatasıyla öyle bir kapıdan geçmişti ki artık hiçbir şey onun için eskisi gibi olmayacaktı. Tek başına çıktığı konağın kapısından karnında bebekleri yanında öz abisi ile girerken onu bekleyen o sarsıcı ihanetten habersizdi. Şeytan ise tam da o an tüm oyunu yeniden kurdu. Hatalar, dönülmez yollar, affı mümkün olmayan bile isteye yapılmış yalnışlar. Ağaya esir olan yaralı İnci esareti her an iliklerine kadar hissederken kurtulmak için vereceği savaşta onu güçlü kılan şeyler bir bir varlığını gösteriyordu.
Updated at
Reads
Derin hesaplar. Sert adamlar. Vatan aşkı için gözlerini kırpmadan can alıp can verenler. Hayat her zaman gül bahçeleri sunmaz insana. Onlara ise gül bahçesi değil barut ve kan kokusu toprak ile al bayrağın üzerlerini örttüğü bir dünya sundu. Asi adamlar ANKA TİMİ ile birleşti ve ortaya can almaktan korkmayan ama masumum da kılını incitmeyen yiğitler çıktı. Ya bu yiğitlere bir de dişi kartal katılırsa. Elinde fotoğraf makinası gözlerinde yanan ateş. "Seninle uğraşamam Leyan. Burada kal diyorsam kal. Adamın canını da sıkma" "Bana bak komutan. Sen bordoysan ben de Leyal'im. Dişi kartal derler bana. Sence seni dinleyecek göz var mı bende" Komutan bir hışım kızın üzerine yürüdü. Sadece beş dakikaları vardı. O beş dakikanın sonunda üzerlerine mermi ve bomba yağacaktı. Ama onun tek düşündüğü asi bir dişi kartalı evcilleştirme çabasıydı. Uzanıp ona sertçe bakan kızın ensesine uzandı ve dudaklarını dudaklarına örttü. Onca savaş çaba ve uzaklık boşaydı. Geri çekilip orman yeşillerini kızın gözlerine diktiğinde "Bordoya lolo olmaz dişi kartal. Bir adım öteme gidersen seni ben avlarım" deyip beylik tabancasını ve omuzundaki tüfeğini kontrol etti. Mağaran çıkarken Anka timi elleri tetikte Behram binbaşının ilk yenilgisine sırıtıyordu.
Updated at
Reads
Zaman her şeyin ilacıdır derlerdi eskiler. Şimdilerde zaman sadece yaranın kabuğunun daha derinden soyulmasıydı onun için. Tek bir hata yaptı. İnandı. Onu sevdiğini sandığı adama sonsuz bir güvenle inandı ve sonunda karnında bebeği gözünde yaşı ve başka bir kadının gözünde metres olarak ortada kaldı. En savunmasız ve güçsüz olduğu anda yedi ikinci darbesini. İzah etmesine izin vermedi kimse yüzüne tokadı karına tekmeyi geçirirken. Sonunda vazgeçti hayatından da bebeğinden de. Kendini bulduğu deniz kıyısında tek amacı son vermekti hayatına boğazına dolanan kollar olmasaydı. Karanlığın içinde sadece zehir yeşili gözlerle varlığını sürdüren deli lakaplı bir adamdı Balamir Atalan. Acımasızdı. Sertti. Eyvallahı yoktu. İhanet ve mazluma dokunan el tek kırmızı çizgisiydi. Düşmanlarına en büyük uyarısı kazık göndermekti. Bir deniz kıyısı, canından olmak isteyen bir kız ve can almak için koşan adam. “Abi, abi dur.” “Abinin amına koyim ne var lan adam kaçtı.” “Abi kız. Kız kanıyor.” Balamir ilk kez bakışlarını önce banka sonra da yere çarpan kıza çevirdi. Beyaz elbisesinin eteklerinden görünen ince bacaklarından sızan kızıllık kaşlarını çatmasına neden oldu. Ölüm öyle ya da böyle gelmişti kapısına. Peki şimdi ne olacaktı? İçeri alacak mıydı? Yoksa kollarında taşıyan adamın karanlığında yok olup gidecek miydi? *** “Sana güvenmiyorum.” “Duygularımız karşılıklı.” “Seni sevmiyorum da.” “Ben sana ölüyorum ama dağ çiçeği onu ne yapacağız?”
Updated at
Dear Reader, we use the permissions associated with cookies to keep our website running smoothly and to provide you with personalized content that better meets your needs and ensure the best reading experience. At any time, you can change your permissions for the cookie settings below.
If you would like to learn more about our Cookie, you can click on Privacy Policy.