"Devam et," dedim kalçalarımı yukarıya doğru iterek. "Lütfen," dudakları tekrar kadınlığıma dokundu ve bu sefer başını dişlerinin arasına alıp ısırdı. "Ah, Alp!" diye çığlık atarak vücudumu geriye çekmeye çalıştım. Dişlerini yavaşça sürttükten sonra dilini kadınlığımın üzerinde boydan boya gezdirdi ve aniden dilini içime ittiğinde, zevkten dört köşe olmuş şekilde gözlerimi kapadım. "Alp," diye inledim. Adını her inleyişimde hareketleri hızlanıyor, kendinden biraz daha geçiyordu. Kalçalarımı onunla aynı şekilde yukarı aşağı yaparak, dilinin içimde tamamen girip çıkmasını sağladım. Az sonra bedenim zevkin doruklarına ulaştı ve pelte kıvamına gelerek yükseldiğim yerden, bir anda yere çakıldım. Sarsılan bedenim ilk defa bu kadar haz alıyordu. Zevk suyum dudaklarındaydı ve o, avına bakan bir yırtıcı gibi dudaklarını yalıyordu. "İkinci için kendini hazırla," dediğinde ona dehşet içinde baktım. Henüz çok erkendi, kendime gelmeye ihtiyacım vardı. "Çünkü, içine tek seferde yedi kere boşalacağım!" dedi gözlerimin içine bakarak. Bir anda vücuduma yayılan istekle ona arzu dolu bakarken, ellerini kalçalarıma sardı ve kalçalarımı havaya kaldırarak, bacaklarımı omuzlarından geriye doğru sarkıttı. Omuzlarımın üzerinde duruyordum ve kadınlığım yine dudaklarının önündeydi. Beni zevkten delirtmek, ayların acısını bu gece çıkarmak istiyordu...
Dudakları çeneme, oradan da boynuma inerken, gözlerim kapandı. Boynumu karış karış gezen dudakları gerginliğimi anlamış gibi durdu ve tekrar dudaklarıma kadar tırmandı. Dudaklarıma sıkı bir öpücük kondurup geri çekildiğinde gözlerimi açtım ve yemyeşil gözlerine odaklandım. Gözlerimin içine sert bir ifadeyle bakarken, "Seni bir ay sonra öldüreceğim..." dedi. "15 Aralık senin ölüm günün olacak..." Kaşlarımı çatarak ona şaşkın şekilde bakarken, sesli şekilde yutkundu ve bakışlarını yüzümde gezdirdi. "Son bir ayının tadını çıkar..." Diye fısıldadı. Gözlerini sıkıca kapatıp, açtığında, gözlerim dolarken gülümsedim ve onu başımla onayladım. Az sonra gözlerini kapadı ve yavaşça dudaklarıma yaklaştı. Dudakları dudaklarıma dokunduğunda gözlerim kapandı ve göz pınarlarımdan süzülen damlalar şakaklarıma kısaca dokunarak saç diplerime karıştı. Bileklerim soğuk parmaklarının arasındayken, yine nabzımı ölçüyordu. Öyleyse onu ne kadar istediğimi, ve bana dokunduğunda kalbimin ne kadar hızlandığını anlayabiliyordu. Dudakları tekrar boynuma ulaştı. Parmaklarım gömleğinin düğmelerine gitti ve yavaşça çözmeye başladım. Bornozun kemerini açtığını hissettiğimde, tüm vücudum ürperdi. Tenime yayılan alevler, korku ve isteğin karışımından ibaretti. Bornoz bedenimden sıyrılırken, üzerindeki gömleği omuzlarından sıyırdım ve o yarı çıplak kalırken, ben tüm çıplaklığımla karşısındaydım.
"İmdat! Yardım edin, lütfen!'' O, şimdi kurbanını sürükleyen bir katil gibi görünüyordu gözüme. O iri sırtını, iri kolunu görüyordum sadece. Evin önünde tahtadan iki basamak vardı, o, orayı çıkarken, ben ise dizlerimin üzerinde sürünerek tırmandım yukarı. Kapının yanında yukarıdan asılmış olan saksının içine elini sokup kurcaladı ve oradan anahtarı alıp kapının kilidine taktı. Sıkıca tuttuğu bileğim o kadar ağrıyordu ki, artık çırpınamıyor , kolumu hareket bile ettiremiyordum. Kapının kilidini açtıktan sonra anahtarı alıp cebine attı ve kapıyı sonuna kadar iterek açtıktan sonra dönüp bana baktı. Ona yalvaran gözlerle bakarken, ''Lütfen,'' diye fısıldadım ama sesimi kendim bile duyamadım. Umudum yoktu artık, çaresizdim. İçeriden ışık geliyordu, bir anlık umutlarım yeşerdi ancak o şömine imiş, içeriden başka ses, başka bir iz yoktu. Burada yapayalnızdık. Sırılsıklamdık, siyah saçları alnına yapışmıştı. Gözleri bir çizgi halinde idi ve içi kapkaranlık o kuyular bana öldürmek ister gibi bakıyordu. Merhamet dilenen gözlerimdeki çaresizlik, büyük bir yorgunlukla başımı önüme eğdi. Eğilip kollarımdan tutarak beni kaldırdı ve içeriye sokup, sırtımı duvara yasladıktan hemen sonra kapıyı gürültü ile kapatınca, gözlerimi kapattım. Kapıyı kilitlediğini duydum, bir hareketlilik hissedince gözlerimi açıp ona baktım. Tam önümde üzerini çıkarıyordu. Ceketini çıkartıp kenara attıktan sonra, gözlerimin içine bakarak gömleğinin düğmelerini çözmeye başladı. Karşımda bir kaç saat önceki o nezaketli adam yoktu artık, onu ben kendi dilimle yok etmiştim...
Parmaklarım Karan'ın siyah sakallarının arasında dolanırken, sarf ettiği kelimeler içimde bir şeyleri kıpırdattı. Sanırım ona karşı korku ve istek duygularını aynı anda besliyordum. Aniden ayağa kalktığında bacaklarımı beline dolayıp, kollarımı boynuna sıkıca sardım. Gözlerimin içine baka baka merdivenlere yürüyordu. Artık kaçışım olmadığının farkındaydım ve içimdeki öfke boş vermişlikle karışmıştı. Yerleri titreten ağır adımları merdivenlere ulaşıp yavaş yavaş yukarıya çıktığında, ela gözlerini gözlerime kenetlemiş tek bir mimiğini bile kıpırdatmıyordu. Ona tamamen teslim olmuş, aramızdaki soğuk savaşı bitirecek olan beyaz bayrağı kaldırmıştım. Ama sanki onun benimle olan savaşı henüz bitmemişti. Aklımda hâlâ dönen bir çok soru varken, onunla birlikte olmam doğru muydu? Beni gerçekten seviyor muydu? Yoksa sadece acıyor muydu? Söyledikleri neden bana yetmiyordu? Kapıyı açıp odaya girdiğinde heyecandan yutkunamaz hâle gelmiştim. Az sonra bana yapacaklarını düşününce olan aklım da kafamı terk edip gidiyordu. Kapıyı kapatıp yatağa doğru birkaç adım gittikten sonra, beni yavaşça yere bıraktı. Elleri bel oyuntumdaki yerini alırken, beni kendine bastırıp yüzüme doğru eğildi. Başımı istemsizce geriye yatırarak gözlerimi kapattığımda, hiç acımadan dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Onun bir dur düğmesi yoktu, biliyordum ki başlaması için tek bir kelime yeterliydi ve o izni benden aşağıda almıştı.
"Belki birgün," dedi aynada kendi gözlerine bakarak. "Biliyorum, sevilmeyen misafirdim ben. Ama belki birgün çatkapı gelir, bu sefer kalıcı olarak yerleşirim gönlüne. Gerçi ne faydası var, cennetim. Ölsek bile aynı yerde buluşamayacak kadar farklıyız seninle..." Kaburgası sızladığında, gözlerini kapatarak güçlükle yutkundu ve başını geriye, koltuğa yasladı. "Öldürmek için nefes kesmeye gerek yoktur, ben seni çoktan öldürmüşüm. Nasıl ki, gerçekten ölene çare yoktur," diye fısıldadı acı içinde kıvranarak. "Kalben ölene de deva yoktur..."
Kadehi avuçlayıp dudaklarıma götürürken, "Sen sevmezsin ki," diye mırıldandım. Kadehi yukarıya kaldırdı ve, "Seninle olan her şeyi seviyorum." dedikten sonra kadehi dudaklarına götürüp, büyük bir yudum aldı. Ağzında beklettiği şarabı yutarken, bakışlarım ıslanan dudaklarına ve hareket eden Âdem elmasına kaydı. Onunla aynı anda sertçe tutunarak tekrar gözlerine baktım. "Özel bir şeyi mi kutluyoruz? Ben bir şey mi kaçırdım?" Diye sordum. "Evet," dedi ve kadehi dudaklarına götürüp, hepsini içtikten sonra kadehi yan tarafına sehpanın üzerine bıraktı. Kaşlarımı sorgular anlamda çatarken, kadehten bir büyük yudum daha aldım ve ağzımda beklettikten sonra yuttum. "Neyi kutluyoruz?" diye sordum. Yüzü gülüyordu ama o gülümseme bir anda soldu ve yerini ürkütücü, soğuk bakışlara bıraktı. Donuk ifadesinin ardından aklından ne geçtiklerini bilmek neredeyse imkânsız idi. O, cevap anahtarını sadece kendinde bulunduran sırlı bir kutuydu. Şimdi bana hem yırtıcı, hem de yakaladığı av küçük olduğu için ona acıyan bir canavar gibi bakıyordu. "Ölüm gününü kutluyoruz." dedi buzdan bile soğuk sesiyle. Bir anda tüm uzuvların sesinin ve bakışlarının soğukluğuyla buz kesti.
Ebru, anne ve babasıyla yaşayan liseli bir genç kızdır. Sıradan hayatı, görüntüsü ve davranışlarına rağmen, herkes tarafından dışlanılır. Sadece ailesi tarafından sevilir. Doğum gününde bir dilek diler ve bu dilek hayatını tümden değişir. "Sessizliğin içinde bir fısıltıyı bile duymak kolaydır. Ama ben, tüm dünya aynı anda çığlık atsa bile onu duyabiliyorum."
"Karşı geldikçe zarar gören sen olacaksın, bu gece olanlar sana bir ders olsun. Bir daha böyle rezil etmeye kalkma kendini!" diye uyardı. Eğilip hemen yerdeki kazağı aldım ve göğsümün üzerine bastırdım. "Sen ne terbiyesiz, ahlaksız, insafsız bir adamsın ya? Hiç mi acıman yok? Ne dediysen yaptım işte! Yeter artık bitsin bu zulüm, öldüreceksen de öldür artık! Korkmuyorum!" Bir anda üzerime gelince geriye çekilip, tekrar merdivenlerin kenarına yaslandım. Yüzüme eğilip, ellerimle sıkı sıkıya kendime bastırdığım kazağı tutup çekti. Vermemek için direndim, sonunda o kazandı ve kazak yeniden yeri boyladı. Ellerimi göğsümde çaprazlayıp kendime etten kemikten bir kalkan yaptım. Bu bir çocuğun kendini korumak için yaptığı kalkan gibiydi ve maalesef hiçbir işe yaramadı. Nefesi kulağıma döküldü. "Korkmuyorum diyorsun ama hareketlerin buna zıt. Farkındasın değil mi? İstesem her şeyi yapabilecek güce sahipken seni yaşattığımın farkındasın, şikâyet etmeyi bırak ve yaşadığına şükret." Sanki lütuf eder gibiydi. "Ben seni kurtarmaya çalışırken, sen ikimizi de bitirmeye çalışıyorsun." Gözlerimi yenilginin öfkesiyle kapadım. Yanaklarımdan süzülüp göğüslerime dökülen damlaları tutmaya çalışmıyordum artık. Gözlerimi açıp öfkeli gözlerine baktım. Eğilip kolunun altından geçtim ve hızlı adımlarla salona doğru gittim. Arkamdan gelip tekrar koluma tutununca, lastiği germiş gibi geriye doğru savrulup vücuduna çarptım... (Asker ve Mafya) (Yetişkin okurlar için uygundur.) Hikâyenin tüm hakları tarafımca saklıdır!©️
"Sakince ilerle," dedi kulağıma tıpkı bir şeytan gibi fısıldayarak. Koridorda ayrılıp, kulübe ayrı ayrı şekilde girdik. Kenan Hanzade kendine yakışır bir köşeye kuruldu. Girdiği her ortamda olduğu gibi, burada da dikkatleri fazlasıyla üzerine çekmeyi başrıyordu. Sanırım bundan nefret ediyordum. Bakışlarımı ondan güçlükle ayırıp bar tezgâhına doğru ilerledim. Yüksek sandalyelerden birine yerleştikten sonra iki buzlu bir viski istedim. O hazırlanırken omzumun üzerinden geriye dönüp kulüptekilere kısa bir bakış attım. Ancak bakışlarım yine Kenan Hanzade'nin haki yeşili gözlerine takıldı. Hâlâ titriyordum ve bu titreme ona baktıkça daha da artıyordu. Gözlerimiz birbiriyle buluştuğunda, ifadesini bozmadan sol gözünü kırptı. Hemen önüme dönüp derin bir nefes almaya çalıştım. Bu adam nefesimi kesmek zorundaydı. Tezgâhın üzerine bırakılan kristal bardağı elime alıp, dudaklarıma götürmek istediğimde heyecandan elimin zangır zangır titrediğini fark ettim. Hızlıca birkaç yudum alıp bardağı tezgâhın üzerine bıraktıktan sonra titreyişimin dikkat çekmemesi için, parmaklarımı tezgâhın üzerinde ritimli şekilde kıpırdatmaya başladım. Söz vermişti. Bu sondu... 2 gün önce Tam karşımda oturmuştu. Kendimi çok çaresiz hissetmiştim ama hiç bu kadar çaresiz hissettiğimi hatırlamıyordum. Onca kayıp yaşayan ben, en çok buna dayanamıyordum. Böyle olmamalıydı. "Sana sormadım," dedi. "Borçlusun, hem de can borcu ve ben de karşılığını istiyorum. Alacağım da..." Dolan gözlerimi saklamak adına başımı önüme eğip, kirpiklerimi birkaç kez kırpıştırdım. Sesimi temizleyip, "Yapamam," dedim. "Emin ol ben yanlış kişiyim. Yapamam..." "Yapacaksın," dediğinde başımı kaldırıp, şaşkın şekilde haki yeşili gözlerine baktım. Parmaklarının arasındaki sigarayı dudaklarına götürüp, derin bir nefes çekti içine. Ruhum gibi cayır cayır yaktığı sigarasını aşağıya bırakıp, siyah ayakkabısının sivri burnuyla ezerek söndürdü. "Yapacaksın Tani..." "Ben Tani değilim!" diye bağırdım. Hangi cesaretle bilmiyorum ama pişman da değildim. Daha fazla bağırmam, haykırmam, artık şu başıma gelenlere bir dur demem gerekiyordu. "Yeter! Bir adım var... Zorlama. Gerçekten yeter..." dedim git gide bir fısıltıya dönüşen sesimle. Gözlerini sıkıca kapatıp açtı. "Benimle misin, Tani?" Bir ölüm fermanı ancak bu kadar nahif seslendirilebilirdi. Bir hayat en fazla bu kadar berbat edilebilirdi. Ve bir insan en fazla bu kadar acıtılabilirdi. "Bu son," dedi. Özgürlüğüme kavuşmak için yapmam gereken son bir şey vardı. Seçim şansım, hayır deme lüksüm, kaçma imkânım yoktu. Hepsini tüketeli çok olmuştu. Başımı tekrar önüme eğip, ellerime taktığı kelepçe ve ayağıma taktığı çiçekten prangalara baktım. "Seninleyim," dedim son olmasını umut ederek. "Son kez, seninleyim..."
Dear Reader, we use the permissions associated with cookies to keep our website running smoothly and to provide you with personalized content that better meets your needs and ensure the best reading experience. At any time, you can change your permissions for the cookie settings below.
If you would like to learn more about our Cookie, you can click on Privacy Policy.