1.356K
VISITORS
20

ABOUT ME

Yazma tutkusu olan acemi yazar

ABOUT ME

Yazma tutkusu olan acemi yazar
FOLLOWING
You are not following any writers yet.
More

STORY BY Çalıkuşu

Kusursuz Gölge

Kusursuz Gölge

Reads

Camdan kulelerin göğe yükseldiği finans merkezinde, gece yarısına doğru hayat yavaşlardı ama asansörlerin vızıltısı hiç kesilmezdi. Kırk ikinci kattaki devasa ofisin camları, şehrin titrek ışıklarını yutuyordu. İçeride sadece tek bir ses vardı: odanın ortasında volta atan adamın neredeyse hiç ses çıkarmayan, tehlikeli adımları. Valen Blackwood, üzerine kusursuzca dikilmiş kömür karası takım elbisesinin içinde, bir heykeltıraşın elinden çıkmış kadar sakin görünüyordu. Ancak bu sakinlik, yalnızca insan gözünün görebileceği bir yanılsamaydı. Derisinin altında, her kas lifinde sabırsız bir elektrik dolaşıyordu. İki gün sonra dolunay vardı. Şehrin gürültüsü, egzoz dumanı ve binlerce insanın kaygı kokusu zihnine bir mengene gibi saplanıyordu. Gözlerini kapattığında, caddeler ötedeki bir sokak köpeğinin nabzını bile ayırt edebiliyordu. Normalde insanlara tahammül etmesi gerekmezdi; serveti, gücü ve şirketler grubu onu dünyadan izole etmeye fazlasıyla yetiyordu. Ama buradaydı, çünkü modern çağda sürüyü hayatta tutmanın yolu artık ormanlarda saklanmaktan değil, küresel sermayeyi ve tapuları yönetmekten geçiyordu. Birden durdu. Burnuna çarpan kokuyla omurgası gerildi. Yağmur sonrası sokak lambasının altında yürüyen birinin kokusu... Hayır, daha fazlası. Teninden yükselen saf, katıksız bir yorgunluk ve hafif bir vanilya esintisi. Ama en çok da korkunun o tuzlu, keskin kokusu. Koridorun sonundaki arşiv odasından aceleci topuk sesleri geldi. Nora, kollarındaki kalın dosya klasörlerini düşürmemek için kapıyı omzuyla itti. Şirketteki henüz ilk haftasıydı ve bu kattaki kimsenin saat dokuzdan sonra kalmadığını sanıyordu. Şirketin kurucusu ve yönetim kurulu başkanı hakkında fısıldananları çok iyi biliyordu: Soğuk, ulaşılmaz, tek bir bakışıyla tüm yönetim kurulunu dize getiren Valen Blackwood. Ama onu kırk ikinci katın loş koridorunda, sanki gecenin bir parçasıymış gibi dikilirken bulmayı asla beklemiyordu. "Ben... çok özür dilerim," diye fısıldadı Nora. Ayakları mermer zemine çakılı kalmıştı. "Denetim raporlarını masanıza bırakmam istendi. Ofiste kimsenin kalmadığını sanıyordum Bay Blackwood." Valen ağır ağır ona döndü. Loş ışıkta kehribar parıltılar saçan gözleri, bir şirket yöneticisinden çok avını tartan bir yırtıcıyı andırıyordu. Nora'nın kalbi birden göğüs kafesini dövmeye başladı—güm, güm, güm. O ses, Valen’ın keskin kulaklarında bir savaş davulu gibi yankılandı. Valen bir adım öne çıktı. İnsani tarafı mesafesini korumasını, bu kızı derhal göndermesini söylüyordu; zira bu kadın fazla kırılgandı, fazla yabancıydı. Ama içindeki kurt, genç kadının hızlanan nabzını ve aralarında bir anda kıvılcımlanan tuhaf, manyetik çekimi havada yakalamıştı bile. "Bu saatte burada olmaman gerekiyordu," dedi Valen. Sesi derinden gelen, pürüzsüz ama tüyleri ürpertecek kadar boğuk bir tondaydı. Nora elindeki dosyaları göğsüne daha da bastırdı, bir kalkan gibi aralarına koyarak. "Ben sadece işimi yapıyordum." Valen aralarındaki mesafeyi birkaç santime indirecek kadar yaklaştı. Nora'nın boynundaki şah damarının titrek atışını net bir şekilde görebiliyordu. İlk defa, bu beton yığınının içinde bir insanın kokusu başını döndürmüştü. "Burada yapacağın en tehlikeli şey," diye fısıldadı Valen, bakışlarını genç kadının gözlerinden bir an bile ayırmadan, "işini fazla iyi yapmak." Nora nefesini tuttu. Aralarındaki mesafe o kadar daralmıştı ki, Valen’ın pahalı kabanından yükselen sedir ağacı ve kış gecesi kokusunu ciğerlerine kadar çekebiliyordu. Ancak bu zarif kokunun hemen altında, tanımlayamadığı, genetik kodlarına kazınmış ilkel bir alarmı çalan yabani bir iz vardı. Bir adım geri çekilmek istedi, sırtı soğuk cam bölmeye yaslandı. Kaçacak yeri kalmamıştı. "Raporlar..." dedi Nora, sesinin titremesine engel olmaya çalışarak. "Yarın sabahki yönetim kurulu toplantısı için hazırlanması gerekiyordu. Finans ekibindeki kıdemli uzman beni görevlendirdi." Valen cevap vermedi. Bakışları kadının yüzünde dolaştı; önce hafifçe çatılmış kaşlarına, ardından dudaklarına ve nihayetinde şah damarının çılgınca attığı o soluk boyun kıvrımına indi. O damarın altındaki sıcak, taze kanın akışını duyabiliyordu. Valen gibi safkan bir alfa için kontrol her şeydi. Yıllardır insan dünyasının en tepesinde, bu devasa holdingi tek bir hataya yer bırakmadan yönetmişti. Milyar dolarlık anlaşmalar, entrikalar, rakip sürülerin sinsi sızma girişimleri... Hiçbiri onun demir iradesini sarsamamıştı. Ama şimdi, sadece birkaç gündür bu binada çalışan sıradan bir insan kadının kokusu, göğüs kafesinin altındaki canavarı pençelerini çıkarmaya zorluyordu. İçindeki kurt hırlıyordu: O bize ait. Valen dişlerini birbirine bastırdı, çenesinin sert hattı daha da belirginleşti. Gözlerindeki kehribar parıltıyı bastırmak için göz kapaklarını bir anlığına indirdi. Yeniden açtığında irisleri tekrar insani bir gece karasına dönmüştü, ancak tehlike geçmemişti; sadece ertelenmişti. "Adın ne?" diye sordu. Sesi önceki kadar keskin değil ama çok daha derin, hipnotize edici bir tondaydı. "Nora. Nora Vance."

Updated at

Read Preview
Sessiz Yemin

Sessiz Yemin

Reads

Dedenin, vefat eden en yakın dostuna verdiği son söz, bir ailenin kaderini ve iki gencin hayatını altüst etmek üzereydi.

Updated at

Read Preview
İntikamın Bedeli; Esir Kız

İntikamın Bedeli; Esir Kız

Reads

Nefret dolu iki insanın hikayesi. Kalplerindeki nefreti susturabilecekler mi ?

Updated at

Read Preview
Kan Kokan Topraklar

Kan Kokan Topraklar

Reads

Baran Şahsuvaroğlu: Aşiretin genç, modern eğitim almış ama omuzlarındaki töre yükünden kaçamayan yeni ağası. Sert, adil ama kurallara sıkışmış. Havin Kozcuoğlu:** Başına buyruk, okumak isteyen, haksızlığa boyun eğmeyen güçlü bir genç kadın. Ömer kozcuoğlu Havin’in abisi. Şahsuvaroğlu aşiretinin kızını kaçırarak tüm bu felaketi başlatan genç

Updated at

Read Preview
Kül ve Ateş

Kül ve Ateş

Reads

Kasabanın tren istasyonu, sanki zamanın durduğu ve rüzgarın sadece tozu savurmak için uğradığı unutulmuş bir araftı. Ömer, gıcırdayan vagon kapısından aşağı adımını attığında, genzini yakan o tanıdık kuru nane ve yanık toprak kokusunu içine çekti.On iki yıl geçmişti. On beş yaşındayken, babasının "Seni bu cehennemden kurtarıyorum" diyerek alelacele Münih’e giden bir akrabanın yanına gönderdiği o çocuk değildi artık. Cebinde Avrupa’nın soğuk kütüphanelerinde dirsek çürüterek aldığı Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi Hukuk diploması, zihninde ise doğup büyüdüğü bu topraklara dair bölük pörçük, karanlık anılar vardı.Ömer kasabadan apar topar gönderildiğinde, Aladağ ve Karaslan aileleri arasındaki o eski gerginlik henüz geri dönülemez bir yıkıma evrilmemişti. Giderken arkasında bıraktığı tek şey, karşı taraftaki evin bahçesinde koşturan, adını bile doğru dürüst bilmediği beş altı yaşlarında, ürkek gözlü bir kız çocuğuydu. Şimdi ise her iki aile de birbirinin adını anmayı bile yasaklamıştı. Çünkü o gittikten hemen sonra bu topraklar, yirmi yaşında bir gencin kanıyla sulanmıştı.

Updated at

Read Preview
Mucize’nin Öyküsü

Mucize’nin Öyküsü

Reads

Hikayeye Mucize’nin dışarıdan bakıldığında imrenilecek olan hayatını göstererek başlamak, sonrasındaki yıkımın etkisini artırır.

Updated at

Read Preview

Navigate with selected cookies

Dear Reader, we use the permissions associated with cookies to keep our website running smoothly and to provide you with personalized content that better meets your needs and ensure the best reading experience. At any time, you can change your permissions for the cookie settings below.

If you would like to learn more about our Cookie, you can click on Privacy Policy.