Reads
**Ağanın Pamuk Prensesi** Bozucu Aşireti’nin ağası Behram’ın fırtınalı sevdasıyla başlayan bir geçmiş… İftiralarla çalınan bir evlat, yetimhanede büyüyen Gökmen ve varis Serhat. Yıllar sonra kesişen yollar ve albino Güneş’in masalı!
Updated at
Reads
Mardin’in kehribar rengi akşamüstü, Sorani Konağı’nın taş duvarlarına vururken, Şilan mutfaktaki pencerenin pervazına konan bir serçeye daldı. 24 yaşındaydı. Bir ebe olarak hayatın başlangıcına şahitlik etmek için dirsek çürütmüş, diplomasını almıştı; ancak şimdi o elleriyle sadece un eliyor, yer sofralarını kuruyordu. Ailesi için o, “ebe Şilan” değil, konağın her işine koşan ama hiçbir övgüye layık görülmeyen o sessiz gölgeydi.“Şilan! Yine mi daldın?” Annesinin sesi mutfakta yankılandı. “Şeyma’nın misafirleri gelmek üzere, kahveleri taze çek. Bak, ikizin bugün çarşıda ne kadar ilgi görmüş, hanımlığıyla yine dillere destan olmuş. Sen de anca böyle yerinde say.”Şilan, beyaz tülbentinin altından yere baktı. Şeyma ile aynı gün, aynı saatte doğmuşlardı. Yüzleri birbirine benziyordu belki ama kaderleri siyah ile beyaz kadar ayrıydı. Şeyma, ailenin parlayan yıldızı, giydiğiyle, oturuşuyla, kalkışıyla her daim üstün görülen ikiziydi. Şilan ise her şeyi mükemmel yapsa bile, babasının gözünde hep bir adım geride, annesinin dilinde hep bir kusur sahibiydi.Bir Hafızın Sessiz FeryadıŞilan, ebelik mesleğini yapmasına izin verilmeyince ruhunu hafızlığa adamıştı. Kur’an’ın ayetleri onun sığınağı, kalbinin tek tesellisiydi. Temizdi, saf bir kalbi vardı, kimse hakkında kötü düşünmezdi. Ancak bu evde “iyi kalpli” olmak, her yükü sessizce omuzlamak demekti.En zoru da, kimsenin bilmediği ama annesinin bakışlarıyla her gün yüzüne vurduğu o gerçekti: Kısırlık. Şilan, bir ebe olarak başka kadınların çocuklarını kucağına almayı hayal ederken, kendisinin hiçbir zaman bir evladı olmayacağını öğrenmişti. Bu bilgi, ailesi için Şilan’ı “eksik” kılıyordu. Şeyma yarın bir gün “soyu devam ettirecek” bir gelin adayıyken, Şilan sadece bir “ev kızı” olarak kalmaya mahkûm edilmişti.İkizinin Gölgesinde Bir AkşamAkşam yemeğinde iki abisi ve babası masaya oturduğunda, ilgi odağı yine Şeyma’ydı. Şeyma, sanki Şilan’ın başarısızlığı üzerine kendi başarısını inşa ediyormuş gibi, her fırsatta ikizini iğneliyordu.“Baba, biliyor musun?” dedi. “Bugün kursun önünden geçtim, Şilan yine başını gömmüş kitaplara. Biraz dışarı çıksa, insan içine karışsa... Ama nerede, o anca evde otursun.”Babası, Şilan’a kısa bir bakış fırlattı.“Şilan’ın huyu böyle, Şeyma. Sen ona bakma, senin gibi cevval olamaz o. Hafızlık yapıyor ama hanımlığı senden öğrenecek daha.”Şilan’ın boğazına bir düğüm oturdu. Şilan, dört kardeşin içinde en eğitimlisi, en donanımlısı olduğu halde, Şeyma’nın bir gülüşü onun tüm hafızlığını ve diplomasını gölgede bırakıyordu. İkizine baktı; ona hiç benzemeyen, hırslı ve bencil o yüze... Aynı karında büyümüşlerdi ama Şeyma sanki Şilan’ın tüm sevgi payını da beraberinde alıp doğmuştu.Sessizlikten Doğan GüçGece olduğunda, Şilan odasında rahlesinin başına geçti. Gözyaşları, parmak uçlarındaki sayfaların üzerine damlamasın diye büyük bir çaba sarf etti. O, Sorani ailesinin “varken yok sayılan” kızıydı. Ama bilmiyorlardı ki, Şilan’ın o tertemiz kalbinde biriktirdiği sabır, bir gün bu konağın duvarlarını sarsacak kadar büyük bir güce dönüşecekti.Mesleğini yapamadığı bebeklerin kokusunu dualarına katıyor, kendi evladı olmayışının acısını Allah’ın kelamıyla dindiriyordu. Bir gün Şilan, sadece bir gölge olmadığını, bu karanlık ailenin içinde yanan tek gerçek ışık olduğunu herkese kanıtlayacaktı.
Updated at
Reads
> BİR YUVA, İKİ HAYAT Ahmet Sirkeci, ailesinin istediği hayatı yaşamayı reddeden genç ve başarılı bir adamdı. Kendi okulunu kurmuş, kendi düzenini oluşturmuş ve yıllardır kimseye ihtiyaç duymadan yaşamaya alışmıştı.Onun için evlilik, hayatının olmazsa olmazı değildi.Zeynep ise henüz on sekiz yaşında, geleceğine dair hayalleri olan genç bir kızdı. Kendi ayakları üzerinde durmak, üniversite okumak ve istediği hayatı kurmak istiyordu.İkisinin de hayatında evlilik için doğru bir zaman değildi.Ta ki aileleri onları görücü usulüyle tanıştırmaya karar verene kadar…Birbirlerini hiç tanımayan iki insan.İki farklı hayat.İki farklı hayal.Ve ailelerinin verdiği bir karar…Ahmet ve Zeynep, kendilerini hiç beklemedikleri bir evliliğin içinde bulacaklardı.Fakat bu evlilik yalnızca iki insanı değil, iki farklı hayatı da aynı çatı altında buluşturacaktı.Acaba birbirlerine yabancı olan bu iki insan, aynı yuvada birbirlerini bulabilecek miydi?Çünkü bazı aşklar ilk görüşte başlamaz…Bazıları bir evlilikle başlar. ❤️
Updated at
Reads
Sevda, kucağındaki küçücük bebeğine bakarken ne yapacağını bilmiyordu.Daha birkaç günlük olan yavrusu, ince bir battaniyenin içinde sessizce uyuyordu. Minicik yüzü annesinin göğsüne yaslanmış, dünyadan habersizdi.Ama Sevda’nın dünyası başına yıkılmıştı.Köyde artık kalacak yeri yoktu.Bebeğinin doğduğu günden beri zaten kimse onu istememişti. Sevda ne zaman çocuğuna sarılsa, arkasından fısıldaşmalar başlamıştı.“Bu çocuk başımıza bela olacak.”“Zaten kendisi de uğursuz.”“Anne babasını da genç yaşta toprağa verdi.”Sevda bütün bunları duymamaya çalışmıştı.Ama son söylenen söz, artık dayanabileceği son noktayı da tüketmişti.“Git buradan Sevda.”Sevda gözlerini kaldırıp karşısındaki kadına baktı.“Nereye gideyim?”Cevap gecikmedi.“Bizi ilgilendirmez.”Sevda bebeğine daha sıkı sarıldı.“Benim kimsem yok.”“Biz de senin kimsene değiliz artık.”Sevda’nın gözleri doldu ama ağlamadı.Çünkü bebeği kucağındaydı.Onun önünde ağlayamazdı.Yavaşça ayağa kalktı. Birkaç parça eşyasını aldığı küçük bohçayı eline geçirdi. Kapının önünde bir an durup arkasına baktı.Yıllarca yaşadığı ev...Annesinin sesi...Babasının oturduğu sedir...Hepsi artık geride kalmıştı.Kucağındaki bebeğine baktı.“Biz ne yapacağız şimdi?” diye fısıldadı.Bebek, annesinin sesini duymuş gibi hafifçe kıpırdandı.Sevda dudaklarını titreyerek bebeğinin alnına bastırdı.“Bilmiyorum yavrum.”Bir süre öylece kaldı.Sonra kapıdan çıktı.Arkasından kapanan kapının sesiyle birlikte Sevda, hayatında ilk kez gerçekten yapayalnız kaldığını hissetti.Bir anneydi.Ama daha kendisi bile hayata tutunacak bir yer bulamamıştı.Şimdi kucağında yeni doğmuş bebeğiyle nereye gideceğini düşünmek zorundaydı.Ve bu kez onu kimsenin kurtarmasını bekleyemezdi.Çünkü artık yanında yalnızca kendisi vardı.
Updated at
Dear Reader, we use the permissions associated with cookies to keep our website running smoothly and to provide you with personalized content that better meets your needs and ensure the best reading experience. At any time, you can change your permissions for the cookie settings below.
If you would like to learn more about our Cookie, you can click on Privacy Policy.