AĞA'NIN TAKINTISI; ZERYA
Reads
Mardin’in taş evleri, yüzyıllardır kinle aşkı ayırt etmeden saklar. Aynı duvara yaslanan iki ev gibi, insanlar da burada bazen düşmanlığı miras alır, bazen kaderi. Güneş Mezopotamya ovasına inerken, taşlar kızıl bir suskunluğa bürünür; her gölge bir geçmişi, her kapı aralığı yarım kalmış bir hesabı fısıldar. Mirza bu şehrin sertliğinden payını almıştı. Adımlarında inat, bakışlarında yıllanmış bir öfke vardı. Zerya ise Mardin’in gizli tarafıydı; sessiz, derin ve dokunuldukça can yakan. Aynı sokaklardan geçiyor, aynı rüzgârı soluyor ama birbirlerine düşman iki dünyanın insanı olarak yaşıyorlardı. Taş duvarlar onları ayırıyor, isimler ve kan bağları aralarına kalın çizgiler çekiyordu.Kimse bilmiyordu; Mardin’de en tehlikeli şeyin kin değil, taşın gölgesinde filizlenen bir aşk olduğunu. Ve bu hikâye, düşmanlıkla başlayan ama kaçtıkça insanı kendine çeken o yasak yakınlıkta doğdu.Kapı kapandığında, Zerya ilk hamleyi yaptı. Zerya: -"Sakın bana dokunayım deme. Bu evlilik sana hak vermez." Mirza ceketini yavaşça çıkardı. Ne sinirliydi ne aceleci. Bu, Zerya’nın sinirlerini daha çok gerdi. Mirza: -"Hak değil bu." dedi sakince. " Mecburiyet." Zerya sinirle; -"Mecburiyetle sevişebileceğini mi sanıyorsun?" Mirza başını kaldırdı. Gözleri karardı. -"Mecburiyetle değil." Bir adım attı. -"İnkârla." Zerya geri çekilmedi. Tam tersine, çenesini kaldırdı. -"Benim aklımda sen yokken…" Mirza bir anda mesafeyi kapattı. Eli, Zerya’nın kolunu kavradı; can yakacak kadar değil ama kaçamayacağı kadar sıkı. -"Sus!" dedi alçak bir sesle. -"Bu odada kimi düşündüğünü bilmiyorum. Bilmek de istemiyorum." Zerya nefesini tuttu. -"O zaman bırak gideyim." Mirza onu duvara doğru yönlendirdi. Hareketleri sertti ama kontrolsüz değildi. -"Hayır! Gitmek bu gecenin parçası değil." Zerya’nın sırtı soğuk taşa değdiğinde irkildi. Mirza ona hâlâ dokunmuyordu; asıl baskı buydu. -"Bana dokunmuyorsun bile… Neden beni rahat bırakmıyorsun?" Mirza yüzüne eğildi. Nefesi, Zerya’nın kulağında gezdi. -"Çünkü önce kabul edeceksin." Zerya dişlerini sıktı. -"Asla!" Mirza gülümsedi. Bu gülümseme, zaferden değil, sabırdan doğmuştu. -"Bedenin yalan söylemez, Zerya." Zerya öfkeyle itti onu. -" Ben senin oyuncağın değilim!" Mirza bu kez onu durdurmadı. Geri çekildi. Bir anlık boşluk… Sonra sesi, odanın içinde ağır ağır dolaştı: -"Hayır. Sen benim düşmanımsın."Zerya dondu. -"Ve düşmanlar…" dedi Mirza, -"En çok birbirini yaralar." Bir adım daha attı. Bu kez aralarında kaçacak boşluk kalmadı.Mirza’nın eli, Zerya’nın belinde durdu. Hareket yoktu; sadece ağırlık, sadece varlık. Zerya’nın sesi kısıldı. -"Senden nefret ediyorum." Mirza alnını onun alnına yasladı. -"Ben de" dedi fısıltıyla. -"Ama bu, durmam için bir sebep değil." Zerya gözlerini kapattı. O an, istemediği hâlde geri çekilmediğini fark etti. Gece, taş duvarların arasında ağırlaştı. Ve düşmanlık, geri dönüşü olmayan bir sınıra dayandı..
Updated at